
|
|
|
06.11.2009 TARİHİNDE, MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI, Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi, Yükseköğretim Kurulu, Üniversiteler, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü 2010 bütçeleri TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülürken yaptığım konuşma, sorduğum sorular ve yanıtları.………. BAŞKAN- Sayın Kaptan, buyurun. OSMAN KAPTAN (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Başkan, Sayın Bakanlar, değerli Bütçe Plan üyesi arkadaşlarım, değerli bürokratlar, değerli basın; dünyada kalkınan ülkelerin hepsinin eğitime önem verdiği, eğitime para ayırdığı, eğitim yatırımlarına ciddi katkılar sağladığı, destek verdiği hepimiz tarafından bilinmekte. Türkiye’nin en önemli sorunlarından birisi de hiç kuşkusuz eğitim, bunu da biliyoruz. Gerek kalkınma planlarımızda gerekse Millî Eğitim Şûralarında alınan kararlar yeterince ya uygulamaya yansıtılamıyor ya da uygulamaya yansıtıldığı zaman bile mezun olan öğrenciler iş bulamıyor. Bu da bir sorun olarak önümüze geliyor tabii ki. Özellikle okulöncesi eğitim önemli bir sorun. Liselerin dört yıla çıkarılmasıyla kapsamlı bir müfredat programı çalışması yapılmamıştır. Yalnızca var olan müfredatın içeriği yıllara yayılmıştır. Bu uygulama öğrenci ve velileri oyalamaktan başka da öteye gidememiştir. Öğrenciler bir yıl daha fazla okul dershane döngüsünde yaşamaya mahkûm edilmiştir. Verilen eğitimin niteliği iyileştirilememiş, değiştirilememiştir, üniversiteler önünde yığılan yüz binlerce öğrenci sayısında bir azalma olmamıştır. Eğitimde “Bugün git, birkaç sene sonra gel.” deme şansımız yoktur. O nedenle eğitime önem vermemiz gerekiyor. İşin ciddiyetini anlamak açısından da Dünya Ekonomik Forumu Raporuna göre 134 ülke içinde Türkiye okur-yazarlık oranı sıralamasında 106’ncı ülke, ilköğretime erişimde kadın-erkek eşitlik sıralamasında dünyada 110’uncu sırada, ortaöğretimde erişimde 119’uncu sırada, yükseköğretime erişimde ise 101’inci sıradadır. Yani 134 ülkenin içinde 100’üncü sıranın arkasında yer almaktayız. Sayın arkadaşlarım, ülkemizde okullaşma oranı hâlâ düşüktür. Özellikle okulöncesi eğitim 3-5 yaş grubunda dünya genelinde 203 ülke içinde okullaşma oranı ortalama 137 iken, Türkiye’de yüzde 8’dir. Bu okulöncesi eğitimin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. 2009 rakamlarıyla ilköğretimde okullaşma oranı erkeklerde yüzde 96,99; kızlarda yüzde 95,97 olarak gerçekleşmiştir. Net okullaşma oranı yüzde 96,49’dur. Anayasal güvence altında ve zorunlu olan ilköğretim ailelerin gelir seviyesinin düşüklüğü, çocukların çalışma zorunda kalmaları, devletin yeterli kaynağı ayıramaması veya ayırmaması, gerekli yatırımları zamanında yapamaması gibi nedenlerle henüz maalesef tüm çağ nüfusunu kapsayacak hale getirilememiştir. Bu rakamlar gösteriyor ki, ilköğretim çağ nüfusunun yaklaşık yüzde 5’i eğitim hakkından hâlâ yararlanamamaktadır. Ortaöğretim çağ nüfusunun yüzde 42’si eğitime devam etmemekte ya da edememektedir. İlköğretime kaydı yapılan çocukların bir kısmı sekiz yılı tamamlayamadan okulu terk etmektedir. Yapılan bazı araştırmalara göre 1999-2005 yılları arasında 436 bin 614 çocuğumuz ilköğretimi yarım bırakarak diplomasını almadan eğitimi terk etmek zorunda kalmıştır. Sayın arkadaşlarım, ülkemizde eğitim çağında çok sayıda çocuk mevsimlik tarım işçisi olarak çalışmaktadır. Bu çocukların okulları yarım bırakmadaki sayısı büyük ölçüde de bu tarım işçisi çocuklarımızdan kaynaklandığı söylenebilir. Tarım işçiliği nedeniyle öğrencilerin okulları erken terk etme süreleri ortalama 38 günü, geç başlama süreleri ise ortalama 32 günü bulmaktadır. Türkiye İstatistik Kurumunun 2008 verilerine göre 6 yaş ve üstü Türkiye nüfusunu oluşturan 64 milyon 241 bin 226 kişinin, öğrencinin, çağ nüfusunun 4 milyon 930 bini okuma yazma bilmemektedir. Bu sayı okuma yazmayı öğrenecek yaştakilerin yüzde 7,68’ine denk gelmektedir. Okuma yazma bilmeyenlerin içinde kadınların oranı yüzde 79,98’dir. Sayın arkadaşlarım, derslik, okul ve öğretmen sayısı yetersizdir. Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinden yatırıma ayrılan pay hızla düşmektedir. AKP İktidarı döneminde cari fiyatlarla eğitim bütçesi azaldığı gibi eğitim bütçesinden yatırımlara ayrılan pay da sürekli olarak azalmaktadır. Eğitim sorunlarını çözmek için yapılması gereken özelleştirmeciliğe, dershaneciliğe, vakıfçılığa, hayırseverlerin vicdanına ve cemaatlere işi ihale ve havale etmenin yanında eğitim alanındaki kamu yatırımlarına önem vermek gerekir. Rantı yüksek bölgelerdeki okul arsalarının satışı yönünde basında çıkan tartışmalar milletimizi rahatsız etmektedir ama yapılması gereken birtakım şeyler varsa onlar da yani sit alanı olmayan, tarihî alanı olmayan yerler halka gereği açıklanarak bu işlerin yapılması lazımdır. Millî Eğitim Bakanlığının 2002 yılı bütçesinin yüzde 17,18’i yatırımlara ayrılırken yedi yıllık iktidar süresince bu pay sürekli azalmıştır. 2009 yılında Millî Eğitim bütçesinden yatırımlara ayrılan pay sadece yüzde 4,57 olarak görülmektedir. Eğitim kademelerine göre öğrenci başına yapılan harcamalar da ülkemizde pek çok konuda olduğu gibi OECD ülkeleri arasında en son sıralarda yer almaktadır. Ülkemizde bir öğrenciye ilköğretimde 1.130 Amerikan Doları, ortaöğretimde 1.834 Amerikan Doları, yükseköğretimde ise 4.638 Amerikan Doları harcanmaktadır. Yani ortalaması bunun 1.614 dolar olmaktadır ama bu Avustralya’da 10.895 dolar, Fransa’da 8.428 dolar, İtalya’da 8.363 doları bulmaktadır. Sayın arkadaşlar, bu rakamlar da gösteriyor ki devletin kamusal eğitime daha fazla bir yatırım ayırması gerekmektedir. Dershaneler okulların, devletin okullarının yerini almaya başlamıştır. Ülkemizde dershanelere giden öğrenci sayısı son yıllarda sürekli artmıştır. 2009 yılındaki rakamlara göre 1 milyon 250 bin civarında olduğu söylenmektedir. 2002 yılında özel dershane sayısı 2 bin iken bugün 4 bin civarına erişmiştir, yani yüzde 100’lük bir artış olmuştur. Yine öğretmenler, özel dershane öğretmenleri 19 binden 48 bine ulaşmıştır. Bu kamu eğitiminin niteliği düştükçe özel ders ve dershane sistemi büyümüştür. Bu durumun doğal olarak sonucu da şunu getirmektedir: Parası olan okuyabilecek, parası olmayan okuyamayacaktır. Çünkü dershaneye gidemeyen öğrencinin üniversite kazanma şansı yok denecek kadar azdır. 2002 yılında bir öğretmenin maaşı aylık harcamalarının yüzde 52’sini karşılayabilirken 2009’da toplam harcamalarının ancak yüzde 46’sını karşılayabilmektedir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – İki dakika ilave ediyorum. OSMAN KAPTAN (Devamla) – Sayın Başkan, son on yılın yedi yılında öğretmenlerin maaşlarının yoksulluk sınırının yarısının da altında kaldığı görünmektedir. Ülkemizde ortalama öğretmen maaşı 1.176 TL, dört kişilik bir ailenin zorunlu giderleri ise 2.546 liradır. Arkadaşlar, yine Avrupa ülkeleriyle sınıf mevcutlarını karşılaştırdığımızda Türkiye’de sınıflara 50-60 öğrenci düşerken Avrupa ülkelerinde 24 öğrenci düşmektedir. Bu konuda bizim de gerekli önlemleri almamız gerekiyor. Sayın Başkan, sayın bakanlarım; ben sorularıma geçiyorum, sonunda tekrar söz almamak için Sayın Başkan, sonunda soru sorma zamanını da verirseniz memnun olurum. BAŞKAN – İki dakika daha veriyorum. OSMAN KAPTAN (Devamla) – Sayın Bakan, eski Bakan Sayın Hüseyin Çelik görevi bırakırken böyle bir yangından mal kaçırır gibi, 700-800, hatta bin kişi olduğu söylenen bir eğitim yöneticisinin atamasını yapmıştır. Bunların bir kısmı mahkeme kararıyla iptal edilmiştir. Bu konuda ne yapılmıştır? Yani bunlar iptal edilmiştir… Yoksa niye tümü iptal edilmedi, bir kısmı mahkeme kararı olmasına rağmen bir kısmı da görevde devam etmiştir? İkinci sorum: Sayın Hüseyin Çelik görevi devrederken her şeyi otomatiğe bağladığını söyledi Sayın Bakan. “Sayın Bakana yapacak bir şey yok.” dedi. Bu tutumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Yani otomatiğe bağlandıysa her şey tıkır tıkır işliyor mu Millî Eğitim Bakanlığında? Bunu sormak istiyorum. Üçüncüsü, ortaöğretimde bu öğretim yılında 9. sınıftan sonraki sınıflarda resim, müzik, beden eğitimi derslerini seçmeli olma uygulaması getirildi. Bu yanlış bir uygulama değil midir? Cumhuriyet tarihinde bu bir ilk değil midir? İnsanı geliştiren temel ders bunlar olduğuna göre bu uygulamayı düzeltmeyi düşünüyor musunuz? Dördüncü soru, sözleşmeli öğretmenlik uygulamasını kaldıracak mısınız? Sözleşmeli öğretmenleri asıl kadroya geçirmeyi sağlayacak mısınız ve sağlayacaksanız ne zaman sağlayacaksınız? Beşinci soru, niçin yeterince öğretmen atanmamaktadır? 200-250 bin öğretmen adayı boşta gezerken bazı okullarda derslerin boş geçtiği, bazı derslerin de ücretli öğretmenlerle doldurulduğu bilinmektedir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) OSMAN KAPTAN (Devamla) – Sayın Başkan… BAŞKAN – Bir dakika daha veriyorum. OSMAN KAPTAN (Devamla) - Altıncı soru: Öğretmen aylıkları ve ek ders ücretleri ne zaman artırılacaktır? Yedinci soru: Okulların üçte 2’sinde hizmetli yoktur. Birçok okul velilerinden aldığı paralarla hizmeti yürüttürmektedir. Okullara kadrolu hizmetli vermeyi düşünüyor musunuz? Sekizinci soru: Başbakan Ekim 2009 tarihinde Pakistan’a gittiğinde bu ülkeye imam hatip liselerine benzer okullar açılmasından söz etti. Bizim dışarıya örnek gösterebileceğimiz bu imam hatip okullarının dışında başka okullar yok mudur? Dokuzuncu soru: Eğitim şûralarında on iki yıllık uygulama söz konusuydu, buna geçme düşünülüyor mu? Onuncu soru: Sayın Bakan, ders kitaplarının içeriği konusunda çok tartışmalar var. Özellikle ders kitaplarından Atatürk, cumhuriyet veya Atatürk inkılapları gibi bazı konuların azaltıldığı yönünde şikâyetler vardır. Bu konudaki görüşünüz nedir ve… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) OSMAN KAPTAN (Devamla) – Sayın Başkan, bir dakika… Sonra söz alacağım, en sonunda söz almamak için bitirivereyim Sayın Başkan. BAŞKAN – Buyurun. OSMAN KAPTAN (Devamla) – Sayın Başkan, Sayın Bakan; domuz gribi nedeniyle bir hafta okullar tatil edildi. MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Bir gün. OSMAN KAPTAN (Devamla) – Efendim? MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Ankara’ya özgü bir şey, yaygın şekilde olmadığı için… OSMAN KAPTAN (Devamla) – Ankara bir hafta değil mi Sayın Bakanım? MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Türkiye’yi kastederek sorduğunuz için… OSMAN KAPTAN (Devamla) – Hayır, ben Ankara’yı kastediyorum. MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bizim çocuklar Ankara’da olduğu için… OSMAN KAPTAN (Devamla) – Bu okullar dezenfekte edilecekse yaz aylarında edilemez miydi? Zaten eğitimin süresi az oluyor. Bu bir hafta fazla olmamış mıdır? Roma hukuku niye seçmeli ders oluyor? YÖK’e bu soruyu soruyorum. Son soru Sayın Başkan. 13 Eylül 2009’da ÖSYM’nin yaptığı polis sınav sorularının bazı dershaneler tarafından özel olarak seçilmiş öğrencilere iletildiği iddiaları sonucunda bu sınav iptal edilmişti. Bu soruları kimler, nasıl vermiştir? Bunların sorumluları hakkında ne gibi işlemler yapılmıştır? Savcılığa, Bursa’da Erkan Kabakçı diye bir öğrenci sınava girmeden iki gün önce bir arkadaşının bu soruların çalındığını söylüyor, hangi soruların çıkacağını kendisine söylüyor, TÜSİAD Başkanı kimdir, domuz gribi hangi ülkede ortaya çıkmıştır, Hadise Eurovision’da kaçıncı olmuştur gibi soruların sorulacağı önceden soruluyor. Bu cemaat hangi cemaatse devletin, YÖK’ün, Millî Eğitimin içine bu kadar girmiş olması Sayın Bakan sizce çok uygun mudur? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür ederim SORULAR VE CEVAPLAR ……… BAŞKAN- Sayın Kaptan, buyurun efendim. OSMAN KAPTAN (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Başkan, ben sabah konuşmam esnasında sorularımı sormuştum ama Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürüne bütün arkadaşlarımız teşekkür etti, benim teşekkür etmemem olmazdı yani ben de kendilerine hakikaten teşekkür ediyorum. FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Görevden alacaklar! OSMAN KAPTAN (Devamla) – Zaten görevden alacaklarsa, o zaman bize bir tane yapıyorsa herhâlde iktidara on tane yapıyorlardır, öğrenci yerleştiriyordur diyelim. (Gülüşmeler) Esprisi bir yana, Sayın Genel Müdür layıkıyla ekonomik durumlarını da dikkate alarak öğrencileri yerleştirmeye çalışıyor. O konuda iktidar-muhalefet ayırdığını da sanmıyorum ancak öğrencilerin durumuna göre hareket ediyor, teşekkür ederiz kendisine. ALİ OSMAN SALİ (Balıkesir) – Var mısın iddiasına, size çalışıyor! BÜLENT BARATALI (İzmir) – Ayırıyor, AKP’lileri kolluyor. OSMAN KAPTAN (Devamla) – Bu arada mikrofonu almışken de şunu sorayım: Antalya’nın Korkuteli ilçesine bir yurt yapılması konusunda oranın yerel derneklerince bir arsa verilmişti. O yurt yapılacak mı yapılmayacak mı onu da sormak istiyorum? Teşekkür ediyorum. BAŞKAN – Teşekkür ederim. ……… MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – …. Onun dışında, sorulan sorular ve gerçekten merak edilen hususlar, Bakanlıkla ilgili söz alan milletvekillerinin sayısının çokluğu nedeniyle bugün burada bu süre içerisinde cevaplandıramayacağım sorular olursa eğer, tutanakları sizden almak suretiyle yazılı olarak tüm milletvekillerine, bugün burada iletilen soruları cevaplandırmaya çalışacağım. Ben, kendi süremin bir kısmını YÖK Başkan Vekili Sayın İzzet Özgenç’e vereceğim ve üniversiteler ve özellikle de Roma hukuku derslerinin kaldırılmasına ilişkin konuların kendisi tarafından cevaplandırılmasını isteyeceğim. ……………. Toplu olarak cevap vereceğim, çok fazla milletvekilimizin değindiği konulardan bir tanesi sözleşmeli öğretmenler konusuydu ve benim bu konuda verdiğim kadro sözü hatırlatıldı. Gerçekten özellikle bu sözleşmeli öğretmen uygulamasına karşı olduğumu söyledim, bunu ifade ettim. Ve sözleşmeli öğretmenlerin kadroya geçirilmesi konusundaki yasa tasarısı hazırlığını da Maliye Bakanlığımıza ve Personel Genel Müdürlüğümüze gönderdik, bu süreç içerisinde de mümkün olduğu kadar sözleşmeli değil kadrolu öğretmen talebimiz olacak. Yine, 2010 yılı içerisinde atamayı düşündüğümüz kadro sayısı da 40 bin, bu da sorulan sorulardan bir tanesiydi kadrolara ilişkin olarak. Bir de yine Kasım ayı içerinde bir kadro ataması olup olmayacağı sorusu vardı, bu da çok fazla milletvekillerine geliyordu, onda da Maliye Bakanlığıyla görüşmelerimiz sürüyor, bu ay içerisinde o öğretmen atamasını yapacağız. KEREM ALTUN (Van) – Atamalar yapıldı diye Anadolu Ajansı geçti. MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (Devamla) – Onu ben açıklamıştım, benim açıklamamı veriyor Anadolu Ajansı. Resim, müzik ve beden eğitimi derslerinin haftalık saatinin azaltıldığı veya zorunluluktan kaldırıldığı konusu da aslında çok çok fazla yer aldı. Normalde zorunlu ders iken bu seçmeli derse dönüştürülmüş gibi ve ders saatleri azaltılmış gibi bir yansıma oldu, Aslında yansırken de resim, müzik ve beden eğitimi olarak yansıdı. Oysaki 2005 yılında ortaöğretimin dört yıla çıkarılmasıyla birlikte zaten bu zorunluluk kalkmıştı, yani bu yeni bir uygulama değildi, tam tersine haftalık ders saati çizelgelerinde yaptığımız düzenleme nedeniyle bu derslerin saati iki saatten üç saate çıkarılmıştı, ama beden eğitimi dersleri seçmeli dersler içerisinde en az seçilen, öğrencilerin seçmediği bir ders durumuna geçince -ki, bu şikâyet dediğim gibi resim ve müzik alanında olmadı, onlar genellikle daha fazla seçildi- şu anda uygulamada haftalık ders çizelgesine göre sadece iki saat 9’uncu sınıflarda beden eğitimi varken, 9’uncu sınıflarda iki, 10, 11 ve 12’nci sınıflarda birer saat beden eğitimi, resim ve müzik dersi yer almıştır, ayrıca bu dersler her sınıf için ikişer saat daha ilave seçmeli olarak konulmuştur, yani toplamda üç saat kadar. “İlköğretimde okula gidemeyen öğrenci sayısı kaçtır?” diye bir soru sorulmuştu. Bu sayıyı konuşmamda da vermiştim, 159 bin. Millî Eğitim Bakanlığına ayrılan payın düştüğü yönünde çok fazla soru geldi. Özellikle Akif Hamzaçebi Beye teşekkür ediyorum, çünkü hem bu alanda ERG’nin raporlarında hem de gazetelerde çok fazla sayıda bu yer aldı bu şekilde. Tabii, totalde geçen yıl ile bu yılın bütçesini direkt karşılaştırdığınızda böyle bir şey varmış gibi gözükebilir, ama buradaki incelik Kredi Yurtlar Kurumu bütçesinin Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinden çıkmış olmasıdır. Yaklaşık 3 milyar civarında bir bütçe bugün bizim bütçemizden çıktığı için o artış yansımadı, eğer o olmuş olsaydı, biz, bugün 31 milyarlık bir bütçeyi görüşüyor olacaktır, oransal olarak da enflasyonun üzerinde bir yatırım artışı sağladık. Yine eğitime ayrılan payın yetersizliği, bütçedeki oransal şeylerden çok soru gelmişti, eleştiri de gelmişti. Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi şu anda da genel bütçe içerisinde en fazla paya sahip olan Bakanlık ve ülke şartları içerisinde de en fazla bütçeyi Millî Eğitim Bakanlığına ayırdık………… …. Nitekim Sayın Kaplan’a da gösterdim, Kayseri karşılaştırması yaptı, Tunceli, fakat Kayseri, Tunceli ve Şırnak karşılaştırmasını kendisine gösterdiğimde, Kayseri’deki devlet yatırımlarının bir sayfadan ibaret olduğu, Şırnak’a yapılan yatırımların da dolu dolu üç sayfadan ibaret olduğunu gördü. Dolayısıyla, bu yatırımların o bölgedeki eksik kalan yatırımları tamamlamaya yönelik veya destek olarak da algılanabilir ama, ne derslik sayısı itibarıyla ne de öğrenci başına düşen öğretmen sayısı itibarıyla batıdaki illerimizden şu anda hiçbir farkı yok …… YÖK BAŞKAN VEKİLİ İZZET ÖZGENÇ – …… Bu çerçevede, hukuk fakültelerinde bölüm bazında yapılanma değil, ana bilim dalı bazında yapılanma gerçekleştirdik. Yani, hukuk fakültelerinde artık bölüm yok, ana bilim dalları var, yani kürsüler var. Bu kürsülerin neler olacağı konusunda Yükseköğretim Genel Kuruluna tavsiye mahiyetinde hukuk fakülteleri dekanlarıyla bir karar aldık. Bu toplantıya hukuk fakültesi dekanlarından sadece Gazi Üniversitesinin dekanı katılmamıştır, diğer bütün hukuk fakültelerinin dekanları bu toplantıya katılmış ve bu toplantıda alınan kararlara da herhangi bir muhalefet söz konusu değildir. Alınan kararlar tamamen akademik mülahazalarla alınmış olan kararlardır. Herhangi bir dersin hukuk fakültelerinden kaldırılması söz konusu değildir. Roma Hukuku dersi İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde olduğu gibi, Atatürk Üniversitesi Hukuk Fakültesinde de haftada dört saat olarak zorunlu ders olarak öğrencilere okutulmaktadır. Sadece Roma Hukuku dersinde, Roma Hukuku bir ana bilim dalı mı olsun yoksa bir bilim dalı mı olsun konusundadır tartışma. Hukuk Tarihi diye bir ana bilim dalı oluşturulmuştur, bu Hukuk Tarihi’nin altında ise bir, Türk Hukuk Tarihi; iki, Roma Hukuku; üç, Atatürk ilke ve İnkılapları diye bilim dallarının oluşturulmasına yönelik tavsiye kararı alınmıştır. Dolayısıyla, Roma Hukuku’nun seçimlik ders olarak okutulacağı yönünde bir kapının açıldığı şeklindeki değerlendirmelerin hiçbir gerçeklikle alakası söz konusu değildir. Sadece bu bakımdan şunu söyleyeyim size: Batı’daki hukuk fakültelerinin hiçbirinde Roma Hukuku Ana Bilim Dalı diye bir ana bilim dalı yoktur ama, Roma Hukuku dersi vardır. Biz de aynen Batı’daki hukuk fakülteleri gibi bir yol takip ediyoruz. Onlardan tek farklı bir yönümüz var, oradaki hukuk fakültelerinde Roma Hukuku zorunlu ders değildir, seçimlik derstir. Ama, biz, Roma Hukuku’nu zorunlu ders olarak okutmaya devam edeceğiz ve haftada dört saat olarak bunu okutmaya devam edeceğiz. Onun dışındaki basına yansıyan değerlendirmelerin hiçbirinin gerçeklikle bir ilgisi bulunmamaktadır.
|